TAMİRAT Ne kadar üstelesem yanlış bir değişimi bir proleterin oğlu olduğuma inandıramıyorum kimseyi inandıramıyorum babama bir proleter olduğunu babam çok eski bir partizan kötü bir halk partisinin kalıntısına yamamış nefretini acıyı ve bir dönemi benden iyi biliyor ne zaman içki içsek bir cuma gecesi ertesi açlığı ve yoksulluğu benden iyi anlatıyor benim bir abim iki abim varmış açlık ve yoksulluk kötü bir şefin döneminde ikisini de almış çünki dönem o dönemmiş ablalarım kalıntı toplarmış pazardan abilerim buz satarmış babamsa memur ayakkabılarının tamiratına nefretini yamarmış annem bir sabır küpü annem bir acı küpü acıyla beslemiş yüreğini yoksulluğu ve açlığı acıyla doyurmuş ve acıyla büyütmüş bebeğini acıyla doğurmuş ben işte eksik bir birikimin tortusuyum geçmişlerde yoğrularak çocukluğum bana hep acıyı ve hüznü öğretti ezilmişliğin kompleksiyle büyüdüm böyle yaşıyamadığım günlere özlemli yaklaşmak istedikçe burjuva özentilerine sınıfım çekiyordu utandırarak beni yakla...
Herşeyin meta haline geldiği bir düzende sanatın ömrü çok kısadır. Düzen ya onu satış ürünü haline getirecek ya da yeraltına itecektir. Tehlikeli gördüğü şeyin yayılmasına izin vermez. Yeraltı sevdamız bundandır.
Modern çağda insan mekanları özler. Anıları olduğu mekanları. Eşyayı özler yani. Ama mutlaka içinde insanla. Eşyanın bir yerine ilişmiştir insan. İlişmenin kokusunu, sesini özler.
İnsan yalnızken karanlığa daha çok ihtiyaç duyuyor. Etrafındaki boşlukları görmek istemiyorsun. Loşluk iyi geliyor. Loşlugun yanındaki karanlık dostun oluyor.
Hem güneş var hem yağmur Sen çok seversin Gökkuşağı çıkar bir yerlerde Sıkılı bir yumruk patlar Birinin suratında Üşür biri sokakta İstanbul Ağlar Gökkuşağı çıksın diye Çocuklar neşelenir belki Diye
GİDERAYAK Handan,hamamdan geçtik Gün ışığındaki hissemize razıydık Saadetinden geçtik Ümidine razıydık Hiçbirini bulamadık Kendimize hüzünler icadettik Avunamadık Yoksa biz... Biz bu dünyadan değil miydik? Orhan Veli Kanık